Allah Resûlü’ne sevdirilen üç şeyden biri; güzel koku. O buyurdu: “Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi; kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz.” O derece kıymetli, o derece mühim ve her daim estetik idrakimizin başköşesinde. Yazımız bu minvalde ve bu sırra dair ipuçlarını yakalamaya memur. Ne söylesek eksik, ne kadar söylersek asıla zerre miktarı yaklaşma ihtimalimiz yok. Bizimkisi bir beyin fırtınası oluşturmaya çalışmak, gerçek anlayış sahiplerine hamallık etmek ve bir heyecan oluşturmak.
Her şeyin ve herkesin bir kokusu var. Parmak izi misâli hiçbiri birbirinin aynı değil. Yakınlık manasında birbirine yakın olanlar tek bir koku başlığında değerlendirilmekte. Tıpkı kavimler ve milletler gibi. Renkler, sesler, görünüşler vesairlerin yaratılışındaki müthiş hikmet; bilinmeyi murad eden BİR, her şeyi “TEK-BENZERSİZ” yarattı. Akıl acziyetini ilan ettikten sonra teslim olduğu noktada; Sır İdraki. Kokuda bu mânâda tek ve benzersiz. 7 Ses, 7 Renk ve 7 koku. Sınıflandırma en genel olanı yoksa mutlak değil; keskin, çürük, nane, misk, çiçek, kafur, eter kokuları. İnsan gözü, ışık alıcılarıyla 10 milyona yakın rengi görebilecek kapasitede, kulak yarım milyona yakın ses tonunu duyabilmekteyken burun, bilim insanlarının yaptığı son araştırmalara göre 1 trilyon farklı koku algılayabilmektedir. İnsan her şeyde güzelin, estetik olanın peşinde. Seste ahenk, renkte uyum, kokuda güzel koku.
Güzel koku şifadır, cezbedici ve toplayıcıdır. İnsana huzur ve sükûn verir, sağlıklı düşünmesini etkiler. Topluluk hakikati nisbetinde bütünleştirici bir yapı arzeder ve ulvi bir tecrid hali yaşar, yaşatır. Daha güzel koku, en güzel koku. Daha ötesi iman ve aşk kokusu, cennet ve mümin kokusu. Kokuların en güzeli Allah Resûlü’nün kokusu. O bir yerden geçtiğinde ondan geriye kalan izde gülü andıran bir koku. O buyurdu:“Üç hediye vardır ki size takdim edilirse asla geri çevirmeyin:Yastık, süt ve koku.” Efendimizin her daim yanında “sükke” diye tabir edilen koku kutusu mevcut. Bir sefere yahut seyahate giderken yanlarında “Kârûretü’d-Dühun” diye zikredilen koku şişesini almakta. Ûd ağacından elde edilen koku Efendimizin kullandığı kokulardan. Diğer taraftan Hazret-i Âdem (a.s.) ile yeryüzüne indirildiği rivayet edilen bu güzel koku, Hazret-i Ömer (r.a.) zamanından beri düzenli bir şekilde Haremeyn’de kullanılıyor ve Mekke-i Mükerreme kokusu olarak da bilinmekte. Efendimizin kullandığı kokulara dair bir başka rivayet: “Muhammed İbn Ali (r.a) anlatıyor: Hz. Aişe’ye (r.a) sordum: ‘Resulullah (s.a.v) hoş koku kullanır mıydı?’, ‘Evet, misk ve amber kullanırdı’ diye cevap verdi.”
Kokuların en kötüsü küfür kokusu ve ardından gıybet kokusu, nifak kokusu vesairleri. Mevzuyu İbn Arabi’den takip edelim: “Mesela bizim anladığımız gibi iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayrılınca Hazreti Muhammed’e kötü şeyler değil iyi ve güzel şeyler sevdirildi.İnsanın unsurlarından meydana gelen yaratılışında taaffun-fena koku olduğu için Hazreti Peygamber, melekleri fena kokulardan tiksinmekle bahsetti.Çünkü insan kokmuş çamurdan yaratılmıştır ki melekler bunu bizzat kerih görür.Nasıl ki gübre böceğinin mizacı da gül kokusundan hoşlanmaz.Halbuki gül kokusu güzel kokulardandır.Bu mizaç ayrılığına göre gül kokusu gübre böceği nazarında güzel koku değildir.Suret ve manada böyle aykırı bir mizaca sahip olan kimse de Hak sözü dinlediği vakit tiksinir ve batıldan hoşlanır.”(İbn Arabi 1990: 338)
Koku ve Koklama
Koku lügatlerde “Nesnelerden yayılan küçücük zerrelerin burun zarı üzerindeki özel sinirlerde uyandırdığı duygu. Güzel kokmak için sürülen esans, belirti, işaret” olarak tarif edilmektedir. Malum olduğu üzere tarifler mevzuyu tam izah etmek değil de anlamayı kolaylaştırmak için yapılmış terkiblerdir. Nihayetinde kokuyu bir başka açıdan ele alan bilim adamları kokuyu “maddelerin duyularla algılanabilen uçucu kısımları” olarak tarif etmiştir. Her iki tarifte kendi cephesinden güçlü deliller ve sağlam akıl yürütmeler içermektedir. Ancak işi sadece maddecilik-maddî cephesinden ele alma gibi bir hata işlenmektedir. Nihayetinde bu minvalde tarifler yapanlar, hemen akabinde şu doğru bilgileri de ekleyip tezlerini güçlendirmektedir: “Koku, koku alma duyusuyla hissedilen, genelde çok küçük konsantrasyonlarda havada çözülmüş olarak bulunan kimyasal maddelerden her biridir. Kokuya karakteristik niteliğini veren, moleküller arasındaki mikroskobik değişikliklerdir. Moleküller arasındaki çok küçük farklılıklar, çiçeklerin ve meyvelerin birbirlerinden çok farklı kokulara sahip olmasına neden olur.”
İfade edilen doğru olmakla beraber “çözülmüş bitmiş” gibi bir hal belirten bu mevzuda o zaman SIR nerede? Kaldı ki çözülmüş bitmiş zannedilen şeyde hâlihazırda inanılmaz araştırmalar ve mücerred anlamda ortaya konulan çok nazik bilgiler mevcut. Kokuların zihni etkilemede rolü, insanın kokusundan yaş ve hafıza durumunu tahmin, kadın ve erkek kokusunun getirdiği enerji değişimi, ağızdan çıkan çirkin sözlerin kişinin kokusu ile birlikte odaya yayıldığında doğan olumsuz tesir vesairler. Güzel koku, bu çerçevede güzel ses, güzel yüz ve güzel bir manzaranın insan zihninde doğurduğu, kalbine verdiği tesir kadar mühim hatta belki daha önemli. Güzel koku insanda güzel hisler oluşturduğu için alışveriş merkezlerinde çokça tercih edilmekte. Özellikle mağazalarda kullanılan kokular insanı rahatlatmak ve alışveriş yapma hevesini tetiklemektedir.
Koklamak diğer deyişle koku almak. Türkçe’de “kokusunu duymak için bir şeyi burnuna yaklaştırmak veya bir yerin havasını içine çekmek” diye tanımlanan bir fiil. Bu his durumu insanların hâl derecelerine göre farklı farklı. Kimi en keskin bir kokuyu bile diğer kokulardan ayırt edemezken kimisi binlerce farklı kokuyu birbirinden rahatlıkla ayırt edebiliyor. Yine kokan şeyin mesafesine bağlı olarak bazı kişiler çok yakınındaki güçlü bir kokuyu bile hissetmekte zorlanırken bazı kişiler kilometre uzaklardan gelen kokuyu rahatlıkla hissedebilmektedir. Diğer taraftan koklamak yahut kokmak insana mahsus değil. Canlı cansız birçok varlığa ait. Bitkilerde kokmak daha baskın bir fiil iken insan ve hayvanlarda ağırlık noktaları zaman zaman değişmekle birlikte her ikisinde de dengeli bir şekilde mevcut. Koklamak ise hemen hemen canlı addedilen bütün varlılarda mümkün. İşin nasılına dair bilim henüz sınırlı bilgiye sahip ve mevcut bilgimize dayanıp yok demek ise geleceğin ilim adamlarına haksızlıktır.
Hayvanlarda koku aynı zamanda bir iletişim aracıdır ve insanları hayrete düşürecek derecede olağanüstüdür; kimi zaman burunları kimi zaman vücutlarında bulunan çeşitli alıcılar aracılığıyla bulundukları ortamdaki tüm kimyasal maddeleri hissederler. Buz üzerinde yiyecek aramak için kendine doğru esen rüzgârı koklayarak 16 ile 19 km uzaklıkta kendini bekleyen avının kokusunu alan kutup ayıları en iyi koku alan hayvanların başında gelmektedir. Ardından köpekler. İnsanlardan yaklaşık olarak 1 milyon kat daha iyi koku alma güdüsüne sahip köpekler, bu özellikleri sayesinde insanların yaşamında bilhassa güvenlik yönünden oldukça fazla rol alırlar. Diğer taraftan koklama organı her ne kadar burun denilse de bu bütün varlıkları bağlamaz. Çünkü karıncalar ve arıların burunları yoktur ancak başlarının üstündeki antenleri ile etrafa yayılan kokuları çok hassas bir biçimde yakalarlar. Arılarda yine benzer şekilde bir kilometre uzaktaki çiçeğin kokusunu kolayca alır. Hatta her kovanın arıları farklı kokudadır ve kovana ait olmayan bir arı kokusunun bu kovanda pek şansı olmaz. Son olarak yılanlar. Yılanlar tat alma organı olan çatallı dillerini aynı zamanda koku almakta da kullanırlar.
Kokunun hissediliş şiddetini sıcaklık ve buharlaşma artırır. Nitekim buharlaşma ne kadar yoğun olursa, meydana gelen koku da o şiddetle kendini hissettirir. Sıcak havalarda etrafımızdaki her şeyin iyi yahut kötü olsun birden ne kadar çabuk koktuğunu ve bunun etrafa yayıldığını hepimiz biliriz. Bunun sebebi aslında çok basit. Nihayetinde sıcak havalarda daha çok koku molekülü ortama yayılmakta ve hava ile birlikte daha yoğun hareket etmektedir. Bu durum soğuk havadan farklı olarak kokunun daha açık hissedilmesini sağlamaktadır.
Bir anekdot: Evliya Çelebi anılarında Diyarbakır’da İpariye Camii'nin inşaatı sırasında minarenin harcına misk tozu karıştırıldığından bahsediyor. Koku moleküllerinin ısıyla yükselip hissedilir olduğunu düşünürsek, bu karıştırma sonucu gün doğumuyla beraber belirginleşen minare imgesiyle görme duyumuza, okunan ezanla işitme duyumuza, yükselen misk kokusuyla da koklama duyumuza uyarı gönderen, müminlerin ruhuna hitap eden çok bileşenli bir mesajın hedeflendiği görülüyor. (Öz 2015: 40)
Koku Hafızası ve Körlüğü
Hafıza, bilginin elde edilmesi, kaydedilmesi, akılda tutulması ve gerektiğinde hatırlanması gibi işlemlerinin tamamına verilen addır. Bu durum, üç temel başlık altında gerçekleşir; kodlama, kaydetme ve hatırlama. Bu kodlama işinde beş duyu organının etkisi oldukça fazladır. Bunlardan biride koklamadır, yani koku alma. Kokunun hafızamızda önemli bir yeri vardır; sesten ve görüntüden daha önemli. Binlerce meyvenin, sebzenin, çiçeğin kokusu. Eşimizin, dostumuzun, arkadaşımızın, yaşadığımız yer ve sokağımızın kokusu. Evimizin, yatağımızın, elbisemizin, banyomuzun vesairin kokusu. Böyle olunca güçlü bir hafıza profili çiziyor koku. İnsan, bu ve benzeri milyonlarca varlığı kokuları ile zihnine kaydeder ve onları o kokuları ile beraber hatırlar. Hatta bu hatırlama bazen geçmişi yad etme, nostaljik duygular yaşama zevki de verir.
Araştırmalar göze ve kulağa hitap eden uyaranların koku ile elde edilen bilgiden yahut veriden daha çabuk unutulduğunu göstermekte. Diğer taraftan koku alamayan insanların ise hatıralarının daha çabuk silindiği ifade edilmektedir. Bu durum aslında tıbbi olarak bazı hastalıklarında habercisi. Birçok nörolojik hastalıkta ilk olarak koku kaybı ortaya çıkar, koku kaybıyla birlikte zihinsel hafızada azalma başlar. Alzhemier hastalığı bunlardan biridir. Kişi yaşlandıkça ten kokusu değişmeye başlar ve bu değişiklik çevresindekiler tarafından kolayca fark edilir. Fertil dönemde inanılmaz koku alan kadınlar, üreme yetenekleri sonlandığında, erkeklere göre daha az koku almaya başlar. Diğer taraftan yeri gelmişken belirtelim; görme engelliler, engeli olmayan kişilere göre daha iyi koku alır ve kokuları daha iyi ayırt edebilir. Hatta bu hususta hem cinslerine göre daha güçlü bir koku hafızasına sahiptirler.
Koku bölgesi burun boşluğunun 1/3 üst bölümünde yer alır. Yaklaşık olarak 25 milyon reseptöre sahip koku bölgesi epitelinde başlayan ileti sinyalleri, beyin ön lob’daki koku merkezine ulaşır. İnsan çeşitli sebeplerle koku alma duyusunu kaybedebilir yahut kullanamayabilir. Böylesi bir durumda hiç koku alamamak diye bilinen anozmi-koku bozukluğu ortaya çıkar. Elbette bu aşamaya kadar gelinen farklı koku bozuklukları da vardır: Hipozmi: Az koku almak. Parozmi: Var olan bir kokunun kötü hissedilmesi. Fantozmi: Koku uyaranı olmadığı halde kötü koku algılanması. Kakozmi: Kötü koku algılanması. Agnozi: Kokunun algılanmasına rağmen sınıflandırılamaması/yoğunluğunun anlaşılamaması. Koku almamak fiziki sağlığımızı etkilediği kadar ruh halimizi de oldukça fazla etkilemektedir. Yemeklerin lezzetini alamamak, güvenlik açısından doğalgaz, zehirli koku yahut bazı spreyler, boya kokuları vesairlerin kokularını fark edememek ciddi bir problem oluşturur. Kaldı ki gıda, çiçek ve benzeri kokular yaşam sevinci verirken, bu kokuların alınmaması üzgün veya depresif hissetmenize neden olabilir. Beyin tümörü gibi çeşitli organik hastalıklarda ve kimyasal maddelere maruz kalma durumlarında, kokain gibi bazı uyuşturucu kullanımlarında anozmi ortaya çıkabilir. Anozmi hafızayı direk etkiler, ayrıca dikkat dağınıklığı oluşturabilir.
Her insanın kokusu, parmak izi gibi, tamamıyla kendine özgüdür. Sadece insan değil -istisnaları olmak kaydiyle- bütün varlık âlemi. Bebeklerin annelerini kokularından tanıması bunun en basit misali. Koku alma hissi, ruh halimiz üzerinde son derece etkilidir. Başkalarını yahut kendimize ait bazı şeyleri hatırlatmaktan daha çok yeniden hissettirir. His kelimesi manası ile birlikte zevken idrak bahsine bitişik düşünüldüğünde musikide nota, resimde renklerin uyumu ne ise kokuda da bu manada ince bir sanat vardır. Ve kokular, insanların üzerlerinde taşıdıkları görülmeyen aksesuarlardır. Kokunun en büyük özelliği insanın karakterini yansıtması ve insanda koku hafızası bırakmasıdır. Bilerek yahut bilmeyerek eşlerde birbirlerini seçerken kokunun etkisine kapılır ve birbirlerine uyumlu ama farklı bağışıklık sistemine sahip eşler seçerler. Odortype: Bağışıklık sistemiyle belirlenen bir oluşum, karşımızdakinin koku tipi. Burada genetik bir koku hafızasından bahsetmek mümkün.
Yine her insanın farklı zevk ve anlayışı vardır. Bu sebeble her biri ayrı ayrı kendi mizaç hususiyetlerine uygun olarak koku kullanır ve tercih eder. Bir takım “dır ve tır”larla kestirip atmamak ve mutlak doğrudur kaydı düşmemek şartiyle kokular, insan kişiliklerini etkilediği gibi aynı zamanda koku tercihinden insanların kişilikleri üzerine tahminde bulunmak da mümkün. Şöyle ki; romantik kişiler, orkide, gül, limon, mandalina, portakal çiçekleri, vanilya notalarından oluşan kokular kullanırken; sportif kişiler, bitki özü, bergamot, ada çayı, çam, biberiye karışımlarını; çekici kişiler, amber, zencefil, vanilya, reçineler, baharat içerikli kokular; elegant (zarif) kişiler, pudra, yasemin, gül, lotus, çiçek kokularını; canlı ve neşeli kişiler, çilekli, muzlu, portakallı meyve özleri, Hindistan cevizi, çikolata kokusu gibi canlılığı taşıyan ve nanenin verdiği ferahlığı yansıtanların kokular kullanır. Bunun yanında kokularında kendilerine mahsus karakterleri olduklarından bahsetmek de mümkün. Özel koku tasarımı yapan ve aynı zamanda koku üzerine “Mis Kokulu” adlı bir eserde kaleme alan Bihter Türkan Ergül’den meseleyi takip edelim: “Turunçgiller: Yerinde duramayanlar, hareketliler. Neroli: Utangaç, çekingen. Sandal: Ağır, oturaklı ve ne istediğini bilen erkekler. Mimoza: Kendini ifade etmekte ve hayır demekte zorlananlar.Lavanta: Kararlı, kendinden emin. Kuş dili: Farkındalığı yüksek, hafızası güçlü. Melisa: Sabırsız, kararsız. Semra Çamı: Sigara gibi bağımlılığı olanlar, gece hayatını sevenler. Limon çimeni: Planlı, prensipli, tertipli. Beyaz kekik: Cesur, maceraperest.Nergis: Kaprisli kendini beğenmiş. Kakule: Dengeyi sağlar, ortamın diplomasisidir. Tefarik: Doğrucudur, gerçekleri söylemek onun işidir. Defne: Uyum abidesi, bulunduğu her ortamda terapistlik yapar. Adaçayı: Rahatlık, zevk, sefa onun işidir. Okaliptus: Tecrübelerini paylaşmayı seven bilge. Mine çiçeği: Yerinde duramayan, kıpır kıpır. Yasemin: İlgi çekmeyi seven, diktatör, boyun eğmeyen. Kır papatyası: Huzur dolu, tesir altında bırakan, özenli. Gül: Yağların efendisidir, tanrıça, baskın, rakip bilmez aynı zamanda asildir.”
Kokunun Kısa Serüveni
Parfüm; güzel koku, şişelenmiş güzel koku. Latince, duman manasına gelen “fumum” kökünden. “Perfumum” ise “dumanla yükselen” anlamında. İtalyanca “profumo”, Almanca “parfüm”, İngilizce “perfume”.
Esans; bir şeyin özü, bitkisel öz, parfüm. Fransızca “esence” kelimesinden Türkçeye geçme. Latince “esse-olmak” kelimesinden türeme ve Geç Latince “essentia-öz, ana madde” sözcüğünden evrilme. Esans kelimesi, geniş anlamda “bitkilerden türlü yollarla, işlemlerle elde edilen yahut kimyasal yöntemlerle yapılan, kokulu ve uçucu sıvı, ıtır, parfüm” olarak tarif edilmekte.
Mesh; silmek, ovmak. İbranice karşılığı mişah. Mesih yağı; Hıristiyanlar için güzel kokulu kutsal yağ. Mesih; meshedilen kişi. Masaj kelimesine de köken. Mesh etmek Yunanca’da “khrein”, mesh edilen kişi ise “khristos” ile karşılanmakta. Aynı kelimenin İngilizcedeki karşılığı ise “Christ”
Arapça TİB, tîb; Güzel koku. Güzel kokusu için sürülen şey. Güzel koku. Çoğulu; Etyâb.
Arapça RİH: Rüzgâr, yel. Sızı, romatizma. Galebe, kuvvet. Rahmet. Devlet. Hoş ve iyi şey. Koku.
Farsçada “misk” sözcüğü, Sanskritçede “erbezi/testis” anlamına “muskas” sözcüğünden türemiş olup Ortaçağ Avrupa’sında “bisam” ve “moschus” şekillerinde kullanılmıştır.
Kokunun serüveni mahlûkatın yaratılışı kadar eski. “Peygamberler olmazsa medeniyetler olmazdı” hikmetinden mülhem, güzel koku ve kokulanma ilk insanlardan beri mevcut. Kullanım amacı, şekli ve çeşidi ise zaman içerisindeki değişime ve üretime bağlı olarak farklılaşmakta. Bu minvalde, günümüz antropologları kokunun ilk olarak dini törenlerin en önemli parçası olduğunu söylemekte. Diğer taraftan büyü, tıp ve kozmetik anlamda da kullanımların olduğu belirtilmektedir. Misal; Mısır’da kullanılan “tanrıları sevindiren” anlamına gelen “kyphi” adlı koku hipnoz edici, uyku getirici, kaygı giderici ve astımı tedavi edici olarak kullanılmaktaydı. Yine Mısır’da M.Ö. 6000 yılında Güneş Tanrısı Ra’ya tapınmak için güneş doğarken biberiye, rezene ve kekik yakılarak çıkan dumandan ritüeller yapılırdı.
Parfüm üretimi Eski Mısır’da başlamış, Hindistan ve Çin’e yayılmış, Eski Romalılar tarafından geliştirilmiş, daha sonra da Avrupa’da -başta Fransa ve İtalya’da- merkezi hale gelmiştir. Dini törenlerde binlerce yıldan beri kullanılan “günlük” Doğu Afrika ve Güney Arabistan’da, Moluk Adaları’nda yetişen “Boswellia” türüne ait çeşitli ağaç türlerinin bir ürünüdür. Bu çerçevede ilk kokulardan bazıları katı eczalar halindeki tütsüler olup, kızgın odun kömürü üzerinde ısıtılarak elde ediliyordu.
Bitkilerden çıkarılan veya kimya yardımıyla çeşitli maddelerden elde edilen kokulu, uçucu bir sıvı olan ilk esansların ise Fenikeli gemici ve tüccarlar tarafından bütün Akdeniz ülkelerine yayıldığı antropologlar tarafından dile getirilmektedir. Diğer taraftan Roma İmparatorluğu'nun en parlak devrinde kokunun şehir hayatında oldukça önemli bir yeri vardı. Öyle ki, toplantılarda, ziyafetlerde misafirlere güzel koku ikram etmek gelenek haline gelmişti. Doğu’da ise güzel koku üretimi İran ve Arabistan’da çok üst seviyede idi. Haçlı orduları bu bölgelere geldiğinde edindikleri bilgileri ve topladıkları kaynakları kendi ülkelerine taşıdı. Batı, sadece “kendisine komşu” yakın doğudan değil aynı zamanda “uzak doğu”dan da koku devşirdi. Nihayetinde Çin ve Hindistan’da hatırı sayılır güzel koku üretimi gerçekleşiyordu. Avrupalılar onların usullerini ancak XV. ve XVI. yüzyıllarda öğrenebildiler.
Kısa bir anekdot: Mitolojide birçok çiçeğin hikâyesi var ve elbette gülünde. Malum olduğu üzere gül çiçeklerin kraliçesidir. Yunan mitolojisine göre Chloris adlı çiçek tanrıçası tarafından meydana getirilmiştir. Hikâyesi şöyle: Chloris birgün ormanda ölü bir orman perisi bulur ve onu bir çiçeğe çevirir. Aşk tanrıçası Afrodit’i, şarap tanrısı Dionysus’u bu çiçeğe birer hediye vermek üzere davet eder. Hediye olarak Afrodit çiçeğe güzellik, Dionysus ise güzel ve hoş kokması için bir nektar verir. Batı rüzgârı tanrısı Zephirus bulutları uzaklaştırırken güneş tanrısı Apollo ise parlayarak çiçeğin açmasını sağlar. Çiçeklerin kraliçesi gül böylece doğar.
Diğer taraftan güzel koku, İncil ve Tevrat gibi -kutsiyeti tahrif edilmiş- kitaplarda bir terkip halinde geçer. Misal: “Sonra Rab Musa’ya şöyle dedi: ‘Güzel kokulu baharat -kara günlük, onika (Kamış Denizi’nde bulunan bir tür midye kabuğundan yapılan güzel kokulu bir baharat olduğu sanılıyor), kasnı ve saf günlük- al. Hepsi aynı ölçüde olsun. Bir ıtriyatçı ustalığı ile bunlardan güzel kokulu bir buhur yap. Tuzlanmış, saf ve kutsal olacak. Birazını çok ince döv, Buluşma Çadırında seninle buluşacağım yere, Levha Sandığının önüne koy. Sizin için çok kutsal olacaktır. Aynı reçete ile kendinize buhur yapmayacaksınız. Onu Rab için kutsal sayacaksınız. Kim koklamak için aynısını yapar ise, halkının arasından atılacaktır.’” (Tevrat 22-38. ayetler)
Hz. İsa’nın Hıristiyan dünyasında adı olan “Khritos”un Arapça’daki karşılığı “Mesih” yani “kutsal yağ ile ovulmuş kimse”dir. Kutsal yağlama, Roma Katolik kilisesine göre, ağır hasta olan birinin bir rahip tarafından, kutsanmış yağla yağlanarak kutsanmasıdır.
Son bir bilgi: Hintliler ölülerini yakarken, etrafa yayılan et kokusunu bastırmak, ölü ile birlikte etrafındakilere de ferahlık vermek için sandal ağacı, karanfil ve birçok baharat ile birlikte yakıyorlar. Budistler, ölüm sonrası ikinci yaşama geçiş olayına “gandhamadana” diyorlar. Manası; kokulu dağ.
İman ve Küfür Kokusu
Mecazi değil, hem mânâda hem maddede bir koku söz konusu. Herşeyin her şeyle ilgisi olduğu hikmetinden mülhem, kimi hakîm, kimi mahkûm unsur olarak her şey birbirinin tesiri altında. Ve her şey kıvamında kıymetli ve değerli. Kokuda bu mânâda dışarıdan gelen tesire açık ve “kendinden zuhur”misali bir anda beliriverir. Ağızdan çıkan bir söz, kulağın işittiği ahenkli bir ses, tefekkür dünyamızda seyreden kelime ve semboller, stres, sevinç ve hüzün dolu anların vücudumuzda meydan getirdiği değişim... Koku bunların hepsinin tesiri altında ve değişimine sebep. Mevzuyu Üstad’ın “Aynadaki Yalan” adlı eserinden takip edelim: “Kokuda, dedi; ne çarpıcı bir şahsiyet yatıyor! Seslerin, çizgilerin, renklerin, hacim nisbetlerinin güzel sanatları var da kokuların neden yok?.. Onlar da belki iyileri ve kötüleriyle (orkestral) bir tertip içinde sahneye çıkartılabilirdi. Ve mücerret sanatların belki en tesirlisi olabilirdi. Kardan beyaz ve imbik suyundan temiz eski müslüman evinin, annede namaz tülbendinden haber verici ruh kokusu... Ve yanında, betonarme küfür gökdelenlerinin her pisliği isyan ettirecek kadar ağır mânâ kokusu... Misk gibi toprak kokusu, mestedici deniz kokusu, türlü nebatlarıyla kır kokusu, çitilenmiş çamaşır kokusu ve isimleri bile insanı vuran ve kaçıran nice pis koku... Koku, koku, müthiş tecelli!..
Evet, kokuların en iğrenci, küfür kokusu... Böylelerinin girdiği deniz bile leş kokar. Ve içe işleyici, bütün fezayı doldurucu, yeryüzünde göklerden güzel koku süzen ne varsa hepsinin birden damarına işleyici iman kokusu... Böylelerinin yıkadığı helâ bile misk kokuludur. Herşeyin bir kokusu var, her şeyin...”
Ve neler neler; gıybetin kokusu, aşkın kokusu, samimiyetin kokusu, öfkenin kokusu, yaşlı kokusu, ölü kokusu... Materyalist ilimlerin kucağında kuluçkaya yatmış yerli aydınlarımız bunları mecazi haliyle söylenmiş gibi değerlendiredursun, Batı hatta Çin bu minvalde katbe kat yol aldı. Nasıl oldu da biz kaybettik bu kokuları? Kim elimizden aldı yahut elimizden nasıl kayıp gitti? Temiz olduğu şüpheli bir beden artık bu kokuları duymaz oldu. Öyle ki, burunlarımızın direklerini kıracak kötü kokulara alıştığımızdan, bahsini ettiğimiz kokuları alamaz olduk. Üstelik Rabbimiz, bunun sebebini kitabında açıkça bildirmiş olmasına rağmen: “Allah’a ve Resûlüne itâat edin; birbirinizle çekişmeyin; sonra içinize korku düşer de (size heybet veren) rüzgârınız (kuvvetiniz) gider; o hâlde sabredin! Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl 8/46)Ne kadar net, ne kadar açık. Kaybolan kokumuz; Mü’min kokusu. Ayette geçen “rih” kelimesi Arap dilinde koku ve rüzgâr anlamında. Bir yönüyle müminlerin birbirleri ile çekişmesinde kaybettikleri şeylerden biride koku. Bir başka ayet: “Ben Yusuf’un kokusunu alıyorum.”(Yusuf12/94). Yakup aleyhisselâmın, oğlu Yusuf aleyhisselâmın kokusunu binlerce kilometre öteden alması. Her insanın kokusu başka başka...
İşlediği günahta haddi aşanların yaydığı koku ile ibadet ve muamelatta ölçüleri koruyan iman ehlinin kokusu aynı değil. Çirkin işlerle meşgul olan, zihnini ve bedenini malayani boş işlerle meşgul eden kimsenin kokusu ile ilim ve irfan ile meşgul olan, insanların saadeti ve mutluluğu için çalışan insanların kokusu bir değil.
Kendiliğinden oluşan bu kokuların yanında birde dışarıdan sürme yahut püskürtme yolu ile edinilen kokular mevcut. Kiminde gül, kiminde menekşe, kiminde misk ön planda. Misaller: Abdülkadir Geylani Hazretleri, “misk” ve “gül” kokusunu başa alırken, Veysel Karani Hazretleri “karanfil”,Yavuz Sultan Selim “kehribar, çam, okiliptus, nane ve amber”, Emir Sultan Hazretleri “erguvan” kokusunu kullanmayı tercih ederdi. Diğer taraftan Mimar Sinan, çizimlerini yaparken portakal kabuklarını sıkarak eline sürerken, II. Abdülhamid Han göz hapsinde iken “neroli esansı” kullanıyordu.
Güzel Koku, Kadın ve Namaz
Her Peygamberde ayrı hikmet ve bu hikmetlerin özünün, “özün özü” halinde “Hakikati Ferdiyye”de. Hakikati Ferdiyye; Allah Resûlü’nde toplu topluluk hakikati. Tesbit İbn-i Arabî’yle meşhur. Fusûsü’l Hikem’den: “O’nun hikmeti ancak ‘ferdiyye’ oldu. Çünkü O, bu insan nevî içinde varlığın en mükemmel örneğidir. Bunun içindir ki, iş O’nunla başladı ve O’nunla sona erdi.”(İbn-i Arabî 1990:236)Âlem O’nun için yaratıldı. Yaratılış; Allah bir şeyin olmasını murad ettiği zaman, yalnız KÜN-OL der, o şey OL’ur. İlk yaratılan insan Hz. Âdem. Hz. Âdem’den de Hz. Havva. Ardından Allah, kadını erkeğe sevdirdi. Diğer taraftan erkek ve kadın, biri diğerinden meydana geldiği içinde birbirlerine muhabbet hâsıl oldu. İşte erkek, ilâhî muhabbet üzerinde sabit olduğu için Efendimizin hadis-i şeriflerinde “Bana muhabbet ettirildi” yani “Bana sevdirildi” buyurdu ve “Ben kendi nefsimden sevdim” buyurmadı. Çünkü onun muhabbeti, onu kendi sûreti üzere halkeden Rabb’edir. Muhabbetin üç aslı, hadis-i şeriften süzülen mânâ: “Sizin dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz.” Kadının ilk söylenişindeki hikmet işaretlendi, şimdi güzel koku.
Güzel koku bahsinde İbn-i Arabî Hazretleri şöyle demektedir:“Hazret-i Muhammed Aleyhisselam’ın bu hadiste Tîb=güzel koku’yu kadın’dan sonra zikretmesinin hikmetine gelince bu, kadında tekvin=yaratılış kokusu olduğu içindir. Nasıl ki atalar sözünde “Kokuların en güzeli dostun gerdanının kokusudur.” derler. Hazret-i Muhammed Aleyhisselam asaleten kul olarak yaratıldı ve asla Efendilik dâvâsıyla baş kaldırmadı, belki münfaîl bir mahluk olmasıyla beraber hep ibadet ve secdeye devam etti. Allah, ondan yaratacağı şeyi yaratıncaya kadar bu yolda sebat etti. Allah ona ‘failiyyet’ rütbesini ve latif kokuların canlılar alemindeki tesirini bahşetti. Bu itibarla ona nefis kokular sevdirildi. İşte bu sebebten dolayı güzel kokuyu hemen kadından sonra söyledi.”(İbn-i Arabî 1990:236)
Ve “ferdiyye hikmeti”nin üçüncü ferdi. Allah Resûlü “kadın ve güzel koku”dan sonra “namaz”ı andı. Böylece üçlü ferdiyet namazla tamama erdi. Namaz, bütün ibadetleri ve temsilleri kendinden toplayan surete bürünmüş mânâ. İç ve dış şartları mevcut ve Rabb’e en yakın olunan secde hâli namazda. İnsan Hakk’tan başka bir şeye secde edemez, bakamaz, muhabbet duyamaz. Nihayetinde Allah, kulunu namazda başka bir şeye karşı iltifattan nehyetmiştir. Kıyam insanı, rükû hayvanatı, tahiyyat oturuşu bitkiyi, secde hâli cemadatı ve topluluk halinde kulluğu ifade eden namaz, en güzel manasını ve yapılış şeklini Hz. Resûlullah’da bulur. Nihayetinde kulluğun en güzel, en kâmil hâli Allah Resûlü’nde tezahür eder. Bu sebeble Allah Resûlü “gözümün nuru namaz” diye andı.
Rüyalar ve Koku
Rüya; ilâhî fısıltılar. Ruhun kendi âleminde seyahati, seyri. Uyku halinde görülen, duyulan şeyler. Şeyhülislâm Ebu’s-Suûd Efendi’nin ifadesiyle “Rüya, kişinin uykuda iken kalbine, çeşitli konularda olmuş ya da olacak işleri Allah’ın yansıtmasıdır.” Aynı zamanda nübüvvetin kırk altıda biri olan rüya, Allah’ın nurundan olan ruhun ezeli âlem ile suretler âlemi arasındaki berzahı...
Rüya’da koku, koklamak ve koklanmak. Rüyada koklanan şeyin kokusu ne ise o kokuyu rüyada da almak mümkün. Görmek için nasıl göze ihtiyaç yoksa koklamak içinde burna ihtiyaç yok. Lakin uyanınca göze gelen yahut buruna gelen hal, reel olanla aynı. Rüyada ihtiyaç duyulmayan şey uyanıkken zaruri. Buda ruh beden düalitesinin getirdiği zaruri netice.
İnsan, her daim her şeyin tesiri altında; isteyerek yahut istemeyerek. Her zaman olmasa da dışarıda gözlenen/ etkilenilen eşya ve hadiseler, insanın rüyasına tesir edebiliyor. Cinayet işlemiş bir adamın, çektiği vicdan azabından dolayı her gece kâbus görmesi gibi. Dışarıdan duyduğu araba, su yahud müzik seslerinin sebep olduğu rüyalar vesairleri. Beş duyu organı içerisinde rüya ile alakası en ilginç olanı kokudur. Çünkü koku hiçbir zaman kapanmayan bir duyu organıdır. Tabii olarak insan uyuduğu ortamdaki kokudan olumlu yahut olumsuz etkilenir. Nitekim Heidelberg Üniversitesi Uyku Bozuklukları Merkezi, bu yönde bir araştırma yaparak kadın ve erkeklerden bir grup oluşturdu. Uyumadan önce bir gruba çiçek kokusu, diğer bir gruba hidrojen sülfit, kontrol grubuna ise hiç koku verilmedi. Uyumadan önce hoş kokular verilenler iyi rüyalar görür iken kükürt kokusuna maruz kalanlar ise kötü rüyalar gördüler.
Rüyada kokuyu hissetmekle ilgili Evliya Çelebi’nin meşhur rüyasında çok ilginç bilgiler mevcut. Meşhur Seyahatname adlı eserinde, rüyasında Eminönü, Zindan Kapı’daki Ahi Çelebi Camii’nde ve başlarında Allah Resûlünün olduğu birmecliste olduğunu beyan ettikten sonra şöyle devam eder: “Hz. Peygamber’in(sallallahu aleyhi ve sellem) eli zağferan ve gül gibi kokardı. Fakat diğer peygamberlerin elleri ayva gibi kokardı. Hz. Ebubekir’in elleri kavun gibi kokardı. Hz. Ömer’in elleri amber kokusu gibiydi. Hz. Osman’ın menekşe gibi kokusu vardı. Hz. Ali’nin kokusu yasemin gibiydi. İmam Hasan karanfil gibi, İmam Hüseyin beyaz gül yaprağı gibi kokardı. Allah onların hepsinden razı olsun. Bu hal üzere mecliste bulunanların hepsinin mübarek ellerini öptüm.”
Koku ve koklamak. Koku hafızası ve hatırlamak. Evliya Çelebi örneği aslında hepimizin farklı veçheleri ile her gün yaşadığı bir şey.
Batı ve Doğu Medeniyetlerinde Koku
Patrick Süsdink “Koku: Bir Katilin Öyküsü” adlı eserinde 18. yüzyıl Fransa’sını şöyle tasvir edilmekte idi. Mealen: Kentleri idrar ve insan pisliklerinden geçilmeyen iğrenç bir dünya. Sokaklarda hayvan dışkıları, duvar diplerinde insan sidiği kokuları, ahşap evlerin çürüyen tahtalarından yayılan küf kokuları, ev mutfaklarından çürük lahana ve koyun yağı kokuları, havalandırılmayan odalardan yükselen tozların yaydığı küf kokuları, yatak odalarında depolanmayan yağlı salamura kokuları, iyileşmeyen yaralardan yayılan irin kokuları, yıkanmamış giysilerden yayılan ekşi ter kokuları, ağızlardaki çürük dişlerden yayılan nefretî kokuları...
1667 tarihinde Osmanlı’da “Tuvalet Vakfı” kurulurken Avrupa’da insanlar ihtiyaçlarını boş buldukları alanlarda veya evin içinde giderip dışarıya fırlatıyordu. Hatta bırakınız tuvalet denilen bir kulübe yahut kapalı bir yer olmasını, 1600’lerde tuvalet kavramı yoktu. Bütün bir şehir pislik içinde idi, temiz bir yere basmak imkânsızdı. Bu yüzden yüksek topuklu ayakkabılar, şemsiyeler revaçtaydı.
Hamam kültürü Roma’da yaygın olmasına rağmen Hıristiyanlığın ortaçağı boyunca kilise,bedenin tamamen yıkanıp temizlenmesini şehveti tetikleyeceği gerekçesiyle yasaklamıştı. Avrupa bu sebepten yüzlerce yıl pislik içinde yaşadı. Elbiseleri ve bedenleri o kadar pis idi ki, güzel kokmak için tuvalet sonrası güzel kokulu bir su kullanıyorlardı. “EAU DE TOILETTE”. Manası; tuvalet suyu. Günümüzde üretilen neredeyse bütün parfümlerin üzerinde mevcut.
Ortaçağ Avrupa’sında kötü kokunun hastalık yaptığı inancı son derece yaygındı. Veba ve Kolera salgınlarının Avrupa’yı kırıp geçirdiği uzun yıllar boyunca bu hastalıkların sebebi olarak kötü koku ve kötü hava görülüyordu. “Miyazma Teorisi” olarak adlandırılan bu yaklaşım bizim “sıtma” dediğimiz “malaria”, “mal” (kötü) ve “aria” (hava) kelimelerinin birlikteliğinden oluşmaktaydı. 1800’lü yıllara kadar bu böyle devam etti. İlerleyen dönemlerde bakteri ve mikropların keşfi ile hastalıkların gerçek sebebi anlaşılınca hem kilise hem de Avrupa’nın kadim kültürü geri adım attı.
Batı’da durum buyken İslam coğrafyasında ise insan sayısına göre neredeyse her köşe başında tuvalet vardı. Sadece tuvalet mi? Temizlenmek için hamamlar, dinlenmek için kervansaraylar vesairleri. Batı, 1800’lü yıllarda tuvaletle tanışmaya başladı, oda aristokrat ailelerde. Büyük sandıklar vardı, tuvalet sayılmazdı ama temizlik için iyi bir gelişmeydi.
1552’de Osmanlılara esir düşüp, üç yıl boyunca Kaptan-ı Derya Sinan Paşa’nın yanında kalan ve bu süre içinde kölelikten hekimliğe yükselen İspanyol Pedro’nun kaleme aldığı “Kanuni Devrinde İstanbul” adlı kitaptaki satırlar bir hayli dikkat çekicidir. Kitapta Osmanlı’nın temizlik kültürü şu cümlelerle anlatılıyor: “İspanya’da ömrü boyunca iki kere yıkanmış hiçbir kadın ve erkek göremezsiniz. Türkler ise sık sık yıkanırlar. Türk hamamlarında bol su harcanır. Dünyada İstanbul kadar çeşmesi olan hiçbir şehir yoktur, her sokakta muhakkak bir çeşmeye rastlanır.”
İslam coğrafyasında camiler açılırken gül suyu ile yıkanması, hattatların kullandıkları mürekkebe misk ve amber karıştırarak el yazma Kur’an-ı Kerim hazırlaması,Osmanlı’da ister yabancı devlet elçisi, ister komşusu olsun gelen konukların gülsuyu ve buhur ikramıyla karşılanması, mevlid, mukabele, hacı dönüşlerinde ve benzeri dini toplantılarda gül suları dökülmesi ve dağıtılması oldukça sıradan şeylerdi. Kişisel kokulardan hanımların kullandığı kokulara, evlerden ve bahçelerden yayılan kokular, şehri baştan ayağa süsleyen çiçekler, güller, laleler ve bunlardan yayılan kokular. Binaların harçlarına katılan kokular, sokakların temizliğinde kullanılan kokular, cami etrafında güzel kokulu esans satıcıları ve dahası...
Yine bir rivayete göre Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra, Ayasofya Kilisesi’ne ancak gülsuyu ile “baştan ayağa yıkanıp temizlendikten” sonra girmiş ve bu işlemden sonra Ayasofya’yı camiye dönüştürmüştür.
Netice
Kokuda esas olan kıvamdır. Kıvam tutturmak ise estetik idrak işidir. Yukarıda bahsini ettik: Arapça rüzgâr manasına gelen “rih” kelimesinin bir manası da “kuvvet” ve“koku” idi. İbda kokusu; İbda rüzgârı; İbda kuvveti. İbda dünya irfan yemişinin kıvamlandığı fikir teknesi, hamuru vesair. Ayetten mülhem: Birbirinizle çekişmeyin kokunuz, kuvvetiniz,rüzgârınız gitmesin. İbda’nın sırrı kıvamda. Mü’min kokusu; çekişmeyen, haset etmeyen iman ehli, samimiyet tütsülü mü’min kokusu. İşin sırrı kıvamda. Mütefekkir’den öğrendiğimiz veçhile: “İslam, zıtlar arası muvazenenin üstün nizamı”. Her şeyde bir kıvam esas. Büyük Doğu-İbda Medeniyeti bu çerçevede bir güzel koku medeniyetidir. Estetik anlamda kentlerin en dip köşesinden bile gül, misk, menekşe yahut karanfil kokusunun yayıldığı bir medeniyet. Zarafette en üstün keyfiyete, edep ve ahlakta en güçlü idrake, mimari ve inşada en ince ruha sahip mü’min kokusuyla yoğrulan bir medeniyet. Bu medeniyetin ibdasına ve inşasına “memur, mecbur hatta mahkûmuz”. Yeter ki; KIVAM SIRRINI İDRAK EDELİM.
Kaynakça
Kısakürek, Necib Fazıl. Aynadaki Yalan. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları, 1980.
Muhyiddin-i Arabî. Fusûs’ül Hikem. Çev: Nuri Gençosman, İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1990.
Ozan, Vedat. Kokular Kitabı I. İstanbul: Everest Yayınları, 2017.
Ozan, Vedat. Kokular Kitabı II: Parfümler. İstanbul: Everest Yayınları, 2015.
Ozan, Vedat. Kokular Kitabı III: Kültürler. İstanbul: Everest Yayınları, 2016.
Öz, Prof. Dr. Zeki. İlaç ve Parfümün Sihirli Dünyası. İstanbul: Hayy Kitap, 2010. Süsdink, Patrick. Koku: Bir Katilin Öyküsü.Çev: Tevfik Turan.İstanbul: Can Yayınları, 2017.
Öz, Vedat. Kokunun Tarihi. Bugünü Anlamak İçin Tarih Dergisi, Temmuz 2015.
Bu makale Aylık Dergisi 2018 Nisan ve Mayıs Sayılarında yayınlanmıştır.